TAMER KÜÇÜK


YEREL MEDYA VE FİKİR -1...

YEREL MEDYA VE FİKİR -1...


Değişim; zamanın insana verdiği en değerli meyve.

Kıymetli ürün, rutinin bozulmasıyla ortaya çıkan, gelişimin tam da kendisidir.

Çıkış amacı haber vermek ve öğretmek olan gazetecilik zamana yenik düşmedi, gelişti, yenilendi.

Değişti, rutinin dışına çıktı…

Salt haberden, haberin derinlilerine inen; neden, niçin, nasıl ve kim’in yanına acaba sorusunu da ekleyerek, olaylara iradenin gücüyle cevap bulmaya çalışan kitlesel akıl kutusu haline evrildi.

Muhabir yapısı farklılaştı.

Olayı ilk algısıyla merkeze taşıyan muhbirden, dedektif bakış açısıyla sorulara cevap bulmaya çalışan yeni nesil gazeteciler türedi.

Gazeteci değiştikçe, kurumlarda değişime zorlandı.

Bir zamanlar, logo altlarında bağımsızlık ifadesi bulunduran yazılı basın, insanın dolayısıyla kurumun da bağımsız olamayacağını fark etti. ‘Öznesi insan olanın, tüzeli de onun karakterinden etkilenir’ gerçeğini anladı. Hal böyle olunca gazetelerin kuruluş amacı yenilendi.

Gazeteler, özel inançların ve çıkarlarının korunması fikrine hizmet eden kimlik kazandı.

Yeni nesil gazete salt Fikirdir…

Fikir, sadakat ve gelişmek ister.

Düşüncenin selameti, kurumsal yapı ile doğrudan ilintili olduğuna göre, medya organizasyonu güçlenmeli. Hedefe ulaşmak yolunda ekonomik yapı, planlama ve donanımla sağlamlaştırılmalı.

Basının donanımı, matbaa dijital altyapıyla sınırlandırılamaz.

‘Fikir’ olarak tanımladığımız medyanın, gücü beyin ve vicdan organizasyonuyla başlar. Çünkü pazarı oluşturan insan organizmasının aklına veya kalbine satar ürününü.

Pazarın, akıl ve inançlar olduğu gerçeğini cebe koyarken, aslında hedefi de bulmuş oluyoruz.

Bu sırlı mecrada, yani beyinin ve kalbin açlık noktalarını tespit edip, tamamlanması gereken yanları hatırlatmak gerekir.

Kısa bir not düşelim: İnanç kelimesi sadece dinsel ritüellere hapsedilmesin. Burada ‘İnanç’ sözü, bilimi, siyaseti, milliyeti, hayat tarzını, hayvan sevgisi, tuttuğumuz takım gibi birçok konuyu kapsar…

Bu kısa hatırlatmadan sonra konumuza dönersek;

İhtiyaç hissettirilmeli.

Kimse durduk yere başkasına birey vermez. İnsan bedel ödeyeceği şeye gereksinim duyduğu hissetmeli. İhtiyaçların doğurduğu satın alma boşluğuna pazar deniyor.

Yerel basında pazarını büyütmeli.

Okur kitlesini genişletmeli.

Birçok arkadaşımın, ‘Millet okumuyor’u dinledim.

Olaya iki taraftan bakmanın sağlıklı olacağını bildiğim için diyorum ki ‘önce biz okutabiliyor muyuz’u kendimize soralım.

Yazılı medyada pazar okurlar, okura sunulan ürünün kalitesi gözden geçirildi mi?

Pazarın arzusu, beklentisi ne?

Kamuoyu araştırması yapan var mı? Bilmiyorum…

Detaylı bir pazar araştırması yaptığımızı kabul edelim!

Okurun veya okurumuz olmasını istediğimiz kitlenin beklentilerini de anladığımızı kabullenelim!

Peki, biz ihtiyaçları karşılayabilecek kabiliyete sahip miyiz?

Tanımını fikir kelimesiyle özetlediğimiz gazetelerin, düşünsel üretimi gereksinimlere cevap verecek seviye de mi?

Fizikte bir kural var! Çok yoğundan az yoğuna doğru akış, geçiş olur. Ta ki her iki alan eşitlenene kadar.

Medya sahip olduğu fikri, toplumla paylaşır. Paylaşımın durduğu an her iki tarafın eşitlendiği andır.  İşte bu an gazetenin ölüm anıdır. Çünkü satacak bir şeyi kalmamıştır. Artık alışveriş durmuştur.

Okunmamaktan şikâyet eden dostlara sormak gerek, okuyucumuzdan fazla fikrimiz var mı?

Yoksa neden okunalım?

Yerelde çöküntü, tekrara düşme hastalığıyla başlar…

Rutin insanı sıkar, boğar…

İnsanların büyük şehirlere gitme sebeplerinden biri de durağanlıktan sıkılmalarıdır. Yaşadığı şehri terk eden insanın gazete okumayı terk etmemesi beklenebilir mi?