Yakın Doğumuzda büyütülen fitnenin, “Türk töresi ile bölge halkları arasındaki bağı koparmak” olduğunu hatırlatarak başlayalım üçüncü bölüme.
Adalet duygusunu örseleyip, güvensizlik bataklığını büyütmek;
Törenin değersizleştirilmesi, kendine yabancılaşma, kimlik bunalımı, özüne düşmanlaştırma…
İşte size dahili ve harici düşmanın yol haritası.
Medya, sinema, televizyon, sosyal medya ve tiyatro gibi toplum hafızasında derin izler bırakan araçlarla, binlerce yıllık hayat tarzımızı, geleneklerimizi; berdelle kan davası arasına sıkıştırmak ihanetlerin en büyüğüydü;
Türklükle ilgisi olmayan zalimliklerin töreyle anılması…
Kadın ve çocuk istismarı bizdenmişçesine sus pus olmak, kabullenmeler, anlatmaya çalıştığım saldırıların kirli repliklerinden yalnızca birkaçı.
Doğuda ve batıda, kadının emtia gibi görüldüğü zamanlarda Tomris Hatun (MO 529) gibi kadın kağanların kahramanlıkları konuşuluyordu bozkırda.
Bilen var mı?
Dün kağanken, bugün cariyeliğe ikna edilmeye zorlanan Türk kadınına bu zulmü reva gören, bizden değil; doğunun ve batının ayrı ayrı fakat zulüm müştereğinde birleşen insanlık ayıbıdır.
İnsan hakları gibi, hayvan ve çevre hakları konusunda da madde pereslerin düşünemeyeceği çağdaş bir tözden geliyoruz.
Bilen var mı?
“Damla su dal göverir” diyen kültürden; ırmakları, gölleri, ormanları, tarım alanlarını yok eden, dünyayı iklim değişikliği kriziyle burun buruna getiren bir anlayışa evrilmemiz bile uzaklaştığımız töreyi isyan ettirir.
Göçebe hayatı yaşarken, akarsu kenarlarına “su kirlenir” endişesiyle çadır kurmayan Türk boylarında, bazı çevre suçlarının cezasının ölüm olduğunu kaçımız biliyor.
Demir, altın, gümüş ve bakır gibi metalleri ilk kez ve zamanının en üstün teknolojisiyle işleyen medeniyete, mensubu olduğu töre üzerinden geri kalmışlığın sorumluluğunu yüklemek hiçbir vicdana sığmasa gerek.
Savaş ve silah sanayinde geri kalmışlığın sorumluluğunu, “Türkün yenilmezlik” sevdasını anlamayan, Arap sevdalısı mandacılara neden yüklemiyoruz?
Atatürk, gönül rahatlığıyla “Ne mutlu Türküm diyene” dediğinde, geldiği özü çok iyi biliyordu. Etnisitenin değil, törenin milletini yeniden yaratan Atamızı bir defa daha rahmet ve minnet le yad edelim.
Siyonist oyuna dönecek olursak;
Törenin, halklar arasında bağlayıcı tutkal olduğunu bilen Büyük İsrail hayalperestleri, önce Arapları sonra da Türk Milletinin ayrılmaz parçası olan Kürk grupları bölerek bölgede İsrail yayılmacılığının önünü açmaya çalışıyor.
Filistin’i hallettiğine inanan emperyaller; işbirlikçisi, sözde devlet adamlarının suskunluğundan zafer anlamı çıkartıp savaş alanını genişlettiler.
Kuzey Afrika’da işleri yoluna koymuşa benziyorlar.
Libya aradan çıktı.
Filistin’de vahşet insan avı kıvamında. Dünya susmaya devam ediyor.
Suriye, Irak tamam…
İran’da sona gelindi.
Hatırlatmakta fayda var, İran’da koydukları ilk tuğla, Din kisvesi altında Mollar devrimiydi.
Mollar’ın işi bitti.
Ülke karışık...
Beslemelerini liyakatlerinden ötürü koltuğa oturtacaklar.
Sonra.
Sonra İran PKK’sını devreye sokup devlet kurduracaklar veya kurulmuş bir devlete ortak edecekler…
Niyet bu, geleceği Sahibi bilir.
Senaryo aynı, aktörler aynı ve yöneten şeytan da.
Araplara yutturulan zoka Kürk kabilelere de ikram edildi.
Bilinmeyeni bilen yaratıcıdan özür dileyerek; yaşanmış örneklerden ders çıkartarak ve üzülerek öngörüyorum;
Kürt kıyımı kapıda.
Önce devlet kurdurup, bin yıllık birlikteliğin dibine dinamit koyacaklar...
Sonrası malum…
Devletle örgüt arası bu yapıyı da Büyük İsrail’in önünden kaldıracaklar, Araplar gibi…
Bu yazı dizinin son satırlarında, akıl ve fikir sahipleri için bir müjdelik olsun istedim!..
Bu kumpastan da kurtulmak mümkün!
Mümkün, hem de yaşanmış, capcanlı bir örneği var önümüzde!
CUMHURİYETÇİLİĞİ, HALKÇILIĞI, İnanç ve ifade özgürlüğünün güvencesi LAİKLİĞİ, Millet varlığının devamı için DEVLETÇİLİĞİ, Refahın, gelişimin ve çağdaşlığın sürekliliği için İNKILAPÇIĞI;
Ve de…
Etnisitesi ne olursa olsun bütün halkları; çekirdeği Türk töresi olan Türk kimliği altında, MİLLİYETÇİLİK ilkesi çevresinde buluşmak.
Kalın sağlıcakla…